Öğeyi Oyla
(3 oy)
  • Ele alınan konudan çıkarılacak ders önemsendiğinden roman tekniğine gerek­li özen gösterilmemiştir.
  • Beklenmedik rastlantılar, gerçeklik duygusunu zayıflatır.
  • Kahramanların psikolojik durumları derinliğine verilmediğinden, olayda neden sonuç ilişkisi kurulmadığından basite kaçan bir anlatım ortaya çıkmıştır.
  • Romantizmin de etkisiyle zaman zaman romanın akışı durdurularak okuyucu­ya bilgi verilir.
  • Konular cariyelik kurumunun kötülüğü, bilgisizlik, özenti, yanlış Batılılaşma gi­bi günlük yaşamdan ve tarihten alınır.
  • Kişiler tek yanlı ele alınır; bu nedenle karakter yaratma değil, tipleştirme ön plandadır.
  • Zaman ve mekân unsurları da soyut bırakılır. Örneğin herhangi bir mekânın ay­rıntılı betimlemesi yapılmak yerine sadece adı söylenerek geçiştirilir.
  • Öykülerin bazılarında meddah hikâyeciliğinin etkileri görülür. Emin Nihat'ın Müsameretnâme, Ahmet Mithat'ın Letaif-i Rivayat adlıöyküleri, öykünün ilk örnek­leri olarak adlandırılsa da sözü edilen etkileri göstermektedir.
  • Romanların sona erdirilişi bakımından genellikle masalsı bir yol izlenir: iyiler kazanır/ödüllendirilir; kötüler kaybeder/cezalandırılır.
Öğeyi Oyla
(2 oy)
  • İlk roman çevirisi, Yusuf Kâmil Paşa tarafından Fransız klasik yazar Fenelon'dan Tercüme-i Telemak adıyla 1859 yılında yapılmıştır.
  • İlk yerli roman, Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat, Şemsettin Sami Bey tarafından (1872) yazılmıştır.
  • İlk edebî roman, Namık Kemal'in İntibah (Sergüzeşt-i Ali Bey, 1876) adlı eseridir.
  • İlk tarihî roman, Namık Kemal'in Cezmi (1880) adlı romanıdır.
  • İlk modern pastoral şiir, Abdülhak Hamit'in Sahra adlışiiridir (1897).
  • Realizmin ilk izleri, Samipaşazade Sezai'nin Sergüzeşt romanı (1889) ile Recaizade Ekrem'in Araba Sevdası romanında görülür (1896).
  • Anadolu'ya açılan, konusunu köyden alan ilk eser, Nabizade Nazım'ın Karabibik romanıdır. Bu eser, uzun hikâye de sayılabilir.
  • İlk psikolojik roman denemesi, Nabizade Nazım'ın Zehra adlı romanıdır (1896). Bu alanın başarılı sayılan ilk örneği Servet-i Fünun dönemi yazarı Mehmet Rauf'un Eylül romanıdır (1901).
  • İlk tiyatro eseri, Şinasi'nin Şair Evlenmesi'dir (1860).
  • İlk özel gazete, Tercüman-ı Ahval 1860'da Agâh Efendi ve Şinasi tarafından çıkarıl­mıştır. Takvim-i Vakayi 1826'da çıkmış resmi gazetedir. Ceride-i Havadis ise, 1840ta İngiliz Churchil tarafından çıkarılan yarı resmi gazetedir.
Öğeyi Oyla
(0 oy)
  • Gerek gazelin, gerekse kasidenin içeriği değişmiştir. Gazelde de kasidede de eski konular tekrar edilmemektedir. Toplumsal sorunlar bu nazım şekilleri için­de işlenmektedir.
  • I. dönemde gazelin biçimi aynı kalmakla birlikte, kasidenin biçiminde kısmi de­ğişiklik olmuştur. Nesib, tegazzül, methiyye, fahriyye, dua bölümleri gibi bölüm­ler Tanzimat kasidesinde bulunmamaktadır.
  • Divan kasidesinde şairin mahlası taç beyitte geçerken, Tanzimat kasidesinde şairin adı ya da mahlası kullanılmamıştır.
  • I. dönemde dil biraz daha sadeleşmesine karşın tam anlamıyla bir sadeleşme­den söz edilememektedir. II. dönem sanatçıları ise dilde sadeleşmeye karşı ol­muşlardır.
  • Tanzimat gazelinde hiciv sayılabilecek tarizlere başvurulmuştur.
  • Aruz ölçüsü kullanılmaya devam edilmiş, hece ölçüsü de denenmiştir.
  • I. dönemde sanat toplum içindir anlayışı benimsenmiş, II. dönemde sanat için sanat ilkesi benimsenmiştir.
  • Fransız İhtilali'nin etkisiyle I. dönemde hürriyet, adalet, eşitlik, milliyet, meşruti­yet gibi kavramlar şiire ve edebiyata girmiştir. II. dönemde ise bireysel konula­ra ağırlık verilmeye başlanmıştır.
  • Sanatçılar genellikle romantiktirler. Şinasi ve Ahmet Vefik Paşa klasisizmden etki­lenmiştir, ikinci dönemde, özellikle de Recaizade Mahmut Ekrem ile Samipaşazade Sezai Bey'de realist etkiler görülür.
  • Şiirde parça güzelliği anlayışı terk edilmiş, konu bütünlüğüne önem verilmiştir.
  • Uyak anlayışında değişikliğe gidilmiş, 'göz için uyak yerine kulak için kafiye' an­layışı benimsenmiştir.
  • Halk edebiyatına ilgi duyulmuş, yakınlaşma çabaları gerçekleşmiştir.
  • Sanatçılar çok yönlü kişiliğe sahiptir. Hem şiir hem düz yazıyla ilgilenirler. Sa­natçıların önemli bir kısmı şair, yazar, gazeteci, fikir adamı niteliği göstermek­tedir.
  • İkinci dönemde divan şiirinin biçiminde de bazı yenilikler gerçekleştirilir.
Öğeyi Oyla
(4 oy)

Tanzimat Dönemi öğretici metinleriyle divan edebiyatı nesri karşılaştırıldığında şu farklar görülür:

Anlatım açısından:

  • Divan nesrinde cümleler, Tanzimat metinlerindeki cümlelerden çok daha uzun­dur.
  • Divan nesrinde ulaçlar ve bağlaçlarla yargıların sonu getirilmeden yarım sayfa­ya yakın cümleler kurulabilir. Bu dönem metinlerinde ise cümleler divan nesri­ne göre oldukça kısadır.
  • Divan nesrinde Arapça Farsça sözcükler de Tanzimat metinlerindekinden çok fazladır.
  • Tanzimat metinlerinde kullanılan noktalama işaretleri divan nesrinde kullanıl­maz.
  • Tanzimat metinlerinde düşünce açıkça ifade edilmiştir. Divan nesrinde düşün­ce genellikle açık bir biçimde ifade edilmez. Daha kapalı bir anlatım vardır.
  • Özellikle süslü nesirde sanat yapma amacı varken, Tanzimat metinlerinde sa­nat yapma değil, bir düşünceyi aktarma amacı vardır.

Anlam açısından:

  • Bu dönem (I. dönem) metinlerinde toplumsal bir konu ele alınmış, bu yolla oku­yucuları aydınlatma amacı güdülmüştür. Divan nesrinde toplumsal konu ya çok azdır (sade nesirde) ya da hemen hiç yoktur (süslü nesirde).
  • I. dönem Tanzimat makaleleri, anlamlı olmak, bir düşünceyi anlatmak duru­mundadır. Ancak divan nesri anlam yönünden önde olmak zorunda değildir. Söyleyiş ustalığı göstermesi yeterlidir.
  • Tanzimat makale ya da diğer düzyazılarında metin kurgusuna, iç yapısına dik­kat edilir; anlam çelişkilerinin bulunmamasına özen gösterilir. Ancak divan nes­rinde böyle bir kaygı bulunmaz (özellikle süslü nesirde).
  • Tanzimat düzyazısı (öğretici metinler: makale, fıkra, deneme vb.) gazete aracı­lığıyla geniş kitlelere ulaşmak amacıyla yazılır. Divan nesri sınırlı sayıda kişiye, bir seçkinler tabakasına yöneliktir.
  • Biçim açısından Tanzimat düz yazısı daha çeşitlidir. Makale, fıkra, deneme, eleştiri gibi yeni biçimler kullanılır.
  • Tanzimat düzyazısı, belli bir dizgeye, sisteme sahiptir. Yazar; kim için, ne yaza­cağını, nasıl yazacağını, hangi tür ve biçimi kullanacağını bilir.
Öğeyi Oyla
(4 oy)

1839'dan 1860'a kadar süren, çevirilerle belirginleşen bu dönemde, Tanzimat ede­biyatını olgunlaştıran ilk verilere rastlanılır. Hazırlık dönemi, Batı edebiyatı etkisinin yavaş yavaş sindirilmesi dönemidir.

Sözlük, düzyazı alanında Mütercim Âsım, gezi makalede Sadık Rıfat Paşa, Musta­fa Asım Efendi; çeviride Münif Efendi, Yusuf Kâmil Paşa; şiirde Akif Paşa, Ethem Pertev Paşa hazırlık döneminin önemli sanatçılarıdır.

Bu sanatçılar, bir belirsizliğin ortasında kalmış gibidirler. Divan edebiyatı geleneği­nin sürdürücüsü olmalarının yanı sıra halk edebiyatından yararlanmak gerektiğini de düşünürler. Batı edebiyatını, özellikle de Fransız edebiyatını ana dilden okuya­rak anlamaya, başkalarına da örnek olsun diye çeviri işine girmeye başlarlar. Batı'dan öğrendikleri bu yeni görüş, anlayış, anlatım tekniği ve biçimini eski bilgi ve be­cerileriyle bir birleşime kavuşturmaya çalışırlar.

Batılıların yaptığı gibi geniş kitlelere ulaşabilmek için dilin işlevini kavrarlar. Yine Ba­tılıların ulaştıkları edebi düzeyin Latincenin egemenliğinden kurtulup ulusal dili kul­lanmaktan geçtiğini fark etmişlerdir. Bu nedenle halk diline ve halk edebiyatına da yönelirler. Şiir çevirilerinde geleceğin serbest düzenini örnekleyen yenilikler görülür. Divan şiirinde görülmeyen; fakat halk şiirinde görülen konu bütünlüğüne gidilir. Bü­tün bunlar, bir önseziyle, el yordamıyla yapılır. Sistemli ve kuramsal düzeyde bir ça­lışma yapıldığını söylemek pek güçtür.

Ethem Petrev Paşa ve Şinasi; J.J. Rousseau, Victor Hugo, La Martine gibi Fransız şair, yazar ve düşün adamlarından ilk çevirileri yaparlar. Yusuf Kâmil Paşa, Fenelon'dan Telemak romanının çevirisini yapar, ilk resmi gazete Takvim-i Vekayi 1831'de, yarı resmi Ceride-i Havadis ise 1840'ta basılır. Böylece Tanzimat edebiya­tını oluşturacak düşünce ve sanat anlayışının ilk ürünleri görülmeye başlanır. Örne­ğin Akif Paşa'nın "Adem (Yokluk) Kasidesi" önemlidir. Bu kasidede eski kasidelerin biçim özellikleri bir kenara bırakılmış, baştan sona soyut bir felsefi konu işlenmiştir. Akif Paşa'nın konu bütünlüğü taşıyan, bazıları hece ölçüsüyle ve sade dille şiirleri vardır. Ethem Pertev Paşa da bu özellikte şiirler yazmıştır.

Batı Etkisindeki Türk Edebiyatı'nın Alt Dönemleri

1- Tanzimat Dönemi Edebiyatı

a) I. Nesil: Şinasi - Ziya Paşa - Namık Kemal Nesli

b) II. Nesil: Ekrem - Hamit - Sezai Nesli

2- Servet-i Fünun Edebiyatı (Edebiyat-ı Cedide)

3- Fecr-i Ati Edebiyatı

4- Millî Edebiyat

5- Cumhuriyet Dönemi Edebiyatı

Öğeyi Oyla
(0 oy)

12. Türk Edebiyatı I. Ünite konusu olan "Cumhuriyet Dönemi Türk Edebiyatının Oluşumu" konu anlatımını aşağıdaki ekten indirebilirsiniz.

Öğeyi Oyla
(1 Oyla)

12. sınıf  "Dil ve Anlatım" dersi I. Ünite konusu olan "Sanat Metinlerinin Ayırıcı Özellikleri" konu anlatımını aşağıdaki ekten indirebilirsiniz. Konu içeriğinde;

  • Sanatsal Metinler
  • Öğretici Metinler
  • Sanat Metinleriyle Öğretici Metinler Arasındaki Farklar
  • Anlatmaya Bağlı Metinler
  • Göstermeye Bağlı Metinler

yer almaktadır.

Öğeyi Oyla
(2 oy)

11. sınıf Türk edebiyatı I. Ünite konusu olan "Edebiyat ve Sosyal Hayat İlişkisi Konu Anlatımı ve Testi"ni aşağıdaki ekten indirebilirsiniz. Konu içeriğinde;

  • Edebiyat ve Zihniyet
  • Edebiyat ve Toplum
  • Edebiyat ve Sosyal Bilimler
  • Yenileşme Dönemi Türk Edebiyatı
  • Tanzimat Fermanının Getirdiği Yenilikler
  • Atatürk ve Edebiyat
  • Konu testi ve etkinlik

yer almaktadır.

Öğeyi Oyla
(3 oy)

9. Sınıf Türk Edebiyatı III. Ünite konusu olan "Olay Çevresinde Oluşan Edebi Metinler Konu Anlatımı ve Testi"ni aşağıdaki ekten indirebilirsiniz. Konu içeriğinde;

  • Anlatmaya bağlı edebi metinler
  • Göstermeye Bağlı Edebi Metinler
  • Anlatmaya Bağlı Edebi Metinleri İnceleme Yöntemi
  • Anlatmaya Bağlı Edebi Metin Örnekleri
  • Konu Testi
  • Konuyla ilgili tablo

bulunmaktadır.

Öğeyi Oyla
(0 oy)

Temel yüklem görevindeki eyleme (fiile) bağlı olarak kullanılan zarflar cümlenin zarf tümleci olurlar:

ÖRNEKLER:

  • Azıcık daha ye.
  • Aşağı indi.
  • Askerden döndüğünün ertesi günü işe başladı. (Zarf öbeği, zaman zarfı anla­mıyla zarf tümleci olmuştur.)
  • Elbette olur ev yıkanın hanesi viran.
  • Kapıyı öfkeyle çarptı. ("Öfke ile" edat öbeği durum zarfı ve zarf tümlecidir; çünkü "Nasıl?" sorusunun cevabıdır.)

Fiilimsilere, sıfatlara ve zarflara bağlı görev yapan zarflar, temel cümlede ayrıca

öge olmaz:

ÖRNEKLER:

  • Pek güzel anlaşıyorlar. ("Pek güzel" zarf tümlecidir. Ancak asıl tümleç olan "gü­zel" zarfıdır. "Pek" onunla öbekleşmiş, birlikte tümleç görevi üstlenmişlerdir.)
  • Oldukça marifetli bir kızı vardı. ("Oldukça" zarfı "marifetli" sıfatının zarfıdır, altı çizili öbek, sıfat tamlaması cümlenin öznesi olmuştur.)
YUKARI