Öğeyi Oyla
(0 oy)

Anadolu'da Selçuklu üstünlüğünün sona erip, Beylikler'in kurulmaya başladığı 13. yüzyılın ortaları ile 14. yüzyılın ilk çeyreğinde yaşadığı kabul edilen ünlü mutasavvıf şair Yunus Emre'nin tarihi kimliği hakkında bilinenler sınırlıdır. Yunus Emre'yle ilgili bilgilerin çoğu, menakıbname türü bazı eserlerdeki rivayetlerle, şairin kendi eserlerinden çıkarılmaya çalışılan ipuçlarına dayanmaktadır. Doğum yeriyle ilgili olarak kaynakların verdiği bilgiler de çelişkili olup nereli olduğu henüz kesinlik kazanmamıştır. Ancak, onun İç Anadolu ile Batı Anadolu arasında yaşadığı sanılmaktadır. Bazı araştırmacılara göre Yunus Emre ümmidir. Yani düzenli bir öğrenim görmemiştir. Bazılarına göre ise, şiirlerinden döneminde öğrenilmesi gerekli sayılan bilgilere sahip olduğu anlaşıldığından, onun sistemli bir eğitim gördüğü ortadadır. Araştırmacıların Yunus Emre'nin öğrenim durumuyla ilgili ileri sürdükleri bu birbirine zıt iki görüşü şiirlerine bakarak, daha doğru bir deyişle onun kendi ifadesine dayanarak bire indirmek de mümkün değildir. Çünkü söz konusu ikilik Yunus'un şiirlerinde de görülmektedir. Yunus Emre'nin Anadolu'da pek çok yeri gezip gördüğü hatta Anadolu'nun ötesinde Azerbaycan'a kadar gittiği tahmin edilmekteyse de ondan söz eden eski kaynakların hiçbirinde bu tahmini doğrulayıcı bilgiye rastlanmamaktadır. Hacı Bektaş-ı Velî Menâkıbnâme'sinde onun efsanevi kişiliğinde Hacı Bektaş-ı Velî ile Tapduk Emre'nin yerine değinildiği gibi ayrıca, şiirlerinde de Tapduk Emre'nin müridi olduğunu bildiren beyitler bulunmaktadır. Öte yandan Yunus Emre'nin nerede öldüğü, nereye gömüldüğü tıpkı doğum yerinde olduğu gibi tartışma konusu yapılan henüz açıklığa kavuşturulamamış hususlardan biridir. Tarihi kaynaklar ve halk ağzındaki rivayetler onun mezarının Orta Anadolu'daki değişik yerlerde olduğunu bildirmektedirler. Buna göre, Yunus Emre'nin mezarının bulunduğu yer kesin olarak bilinememekle birlikte, İç Anadolu'da gömülmüş olduğu görüşü ağırlık kazanmış durumdadır.

Edebi Kişiliği
Yunus Emre'nin, düşüncelerini güçlü bir lirizmle ortaya koyduğu en ünlü eserinin Dîvân'ıdır. Dîvân'ın ün kazanmasında ise, Dîvân'da yer alan şiirleri aracılığıyla dile getirdiği düşünce ve duygularının büyük payı vardır. Yunus Emre, her şeyden önce mutasavvıftır. Şiirlerinin pek çoğunda tasavvufla ilgili konuları, tasavvufa ilişkin düşüncelerini işler. Yunus Emre'nin tasavvuf anlayışında ilahi aşk, ilahi aşkın verdiği coşku, heyecan ön planda yer alır. Diğer mutasavvıflar gibi "insan-ı kamil" tipini çizmiş, "insan-ı kamil" olmanın neleri gerektirdiğini anlatmıştır. Kamil insanın aranan nitelikleri arasında ise aşk ile Allah'a ulaşma istek ve çabası önemlidir. Allah sevgisinin yanı sıra Yunus'un işlediği ana konular arasında insan ve insanlık sevgisi bulunmaktadır. İnsanlar arası hoşgörü, barış, sevgi anlayışına dayalı kardeşlik düşüncesi üzerinde durur. İnsanların, din, mezhep, ırk farkı gözetilmeksizin bir ve eşit tutulmasını ister. Bu evrensel görüşleri Yunus Emre'nin dünden bugüne sürekli artan bir ilgi ve sevgi ile yaşamasının önemli nedenleridir. Yunus Emre'nin şiirleri, lirik olmalarının yanı sıra aynı zamanda da didaktiktirler. Şiirlerindeki bu öğretici üslûp, kuru ve usandırıcı olmaktan uzaktır. Şiirlerinin didaktik edası, onun lirik üslubunun içerisinde erimiştir.

Yunus Emre Dîvânı'nda yer alan manzumeler, dil özellikleri bakımından da önemli olup Yunus'un 13. yüzyıl Anadolu'sunda kurulmaya başlayan yazı dilinin önde gelen temsilcileri arasında yer almasını sağlamışlardır. Onun günümüze ulaşan ününü kazanmasında kullandığı dilin payı vardır. Yunus Emre'nin Türkçeyi kullanmakta gösterdiği başarıdan dolayı edebiyatımızda ayrı bir yere sahiptir. Yunus Emre, "sehl-i mümteni" denilen, görünüşte kolay fakat söylenişi zor şiir örneklerinin edebiyatımızdaki önde gelen ustalarından sayılmaktadır. Yunus Emre, Türkçe kelimelerin yanı sıra Arapça, Farsça kelime ve terkipler de kullanmıştır. Ancak o, bu iki dilden aldığı kelimelerle Türkçeyi yan yana kullanmış; yeni yazı dilinin yoğrulmasında yabancı kelimelerle Türkçe kelimeleri başarıyla bir araya getirebilmiştir. Şiir dilini halkın kullandığı kelime, deyim ve kavramlarla zenginleştirerek, şiirlerinin halk toplulukları tarafından benimsenmesini sağlamıştır. İşlediği düşüncelerle birlikte diliyle de halka inebilmiş olan Yunus'un şiirleri bestelenerek tekkelerde okunduğu gibi kendisinden sonra başka Yunusların çıkmasına, hatta şiirimizde "Yunus Tarzı" denen yeni bir edebi yolun açılmasına neden olmuştur.
Yunus Emre, güçlü şairliğinin yanı sıra, döneminin dilini kullanmakta gösterdiği başarı, düşünceleri ve işlediği konularla halk ve tekke şiirinden başka Divan şiirini de etkilemiş, etkisini ve ününü günümüze kadar sürdürmüş bir mutasavvıf şair, Anadolu'nun yetiştirdiği bir bilge insandır.

Eserleri

Anadolu'da 13. yüzyılda varlığını göstermeye başlayan yazı dilinin kurucuları arasında önemli bir yere sahip olan Yunus Emre, yalnızca Türk dilinin değil sanat gücüyle edebiyatımızın da en önde gelen ustalarından biridir. Dîvân'ı ile Risâletü'n-Nushiyye adlı mesnevisi bilinen eserleridir.

Dîvân: Yunus'un düşünce ve duygu dünyası ile sanatçı yanını ortaya koyduğu, dolayısıyla da günümüze kadar gelen ününü kazanmasında büyük payı olan eseridir. Yunus Dîvânı, genelde ilahi tarzında yazılmış şiirlerden meydana gelmiştir. Hece vezni ile yazılmış söz konusu şiirler aynı zamanda aruzla yazılmış musammat gazel izlenimini de uyandırmaktadır. Bu şiirler gerek şekil özellikleri gerekse konuları bakımından Ahmed Yesevi'nin hikmetlerini andırmaktadırlar. Bu nedenle de Yunus Emre, Ahmed Yesevî hikmetlerinin takipçisi görünümündedir. Ancak, Yunus'un ilahileri, aşkın ön planda yer aldığı bir tasavvuf anlayışını işlediklerinden lirizm yanı ağır basan, heyecan yönünden daha zengin, etkileyici bir yapıya sahiptirler. Yunus Emre, Dîvân'da ilahilerin yanı sıra, münacat, na't, şathiyye, mi'raciye gibi türleri de denemiştir.
Risâletü'n-Nushiyye: Mesnevi tarzındadır. Bu eser, tasavvuf ilkelerinin anlatıldığı didaktik bir eserdir. Söz konusu mesnevinin ilk on üç beyiti fâ'ilâtün / fâ'ilâtün / fâ'ilün kalıbı ile yazılmış olup bu bölümü kısa mensur bir bölüm izler. Daha sonra tamamı 630 beyit dolayında olan eserin, mefa'ilün / mefâ'ilün / fe'ûlün kalıbı ile yazılmış olan esas bölümü gelir. Türkçe yazılmış ilk didaktik eserlerden biridir.

Page 8 of 8
YUKARI