Öğeyi Oyla
(54 oy)

SESSİZ GEMİ

Artık demir alma günü gelmişse zamandan,

Meçhûle giden bir gemi kalkar bu limandan.

Hiç yolcusu yokmuş gibi sessizce alır yol;

Sallanmaz o kalkışta ne mendil ne de bir kol.

Rıhtımda kalanlar bu seyâhatten elemli,

Günlerce siyah ufka bakar gözleri nemli,

Bîçare gönüller! Ne giden son gemidir bu!

Hicranlı hayâtın ne de son mâtemidir bu!

Dünyâda sevilmiş ve seven nâfile bekler;

Bilmez ki giden sevgililer dönmiyecekler.

Bir çok gidenin her biri memnun ki yerinden,

Bir çok seneler geçti; dönen yok seferinden.

Sessiz Gemi şiirinin tahlilini ekten indirebilirsiniz...

Öğeyi Oyla
(0 oy)

15. yüzyıl Anadolu sahası Türk edebiyatının en önemli şahsiyetlerindendir. Yüzyılın ilk yarısında yaşamıştır. Adı Yusuf Sinaneddin, doğum yeri Germiyan (Kütahya)'dır. Şeyhî, öğrenimini memleketinde tamamladıktan sonra, bilgisini ilerletmek için İran'a gitmiş, orada tıp, tasavvuf, edebiyat alanlarında bilgisini geliştirmiş ve daha çok göz hekimliğinde derinleşmiştir. Tıpla ilgisinden dolayı kendisine Hekim Sinan denmiştir. İran dönüşü Ankara'da, Hacı Bayram-ı Veli'ye intisap etmiş ve Şeyhî mahlasını da bu yüzden almıştır. Memleketi Germiyan'da hekimlik yapan Şeyhî, önce Germiyan beyi II. Yakub'un hizmetine, daha sonra da Süleyman Şah'ın saltanatı döneminde Germiyan'ın Osmanlılara düğün hediyesi olarak verilmesi üzerine Çelebi Mehmed ile II. Murad'a intisap etmiştir, 1415'te Çelebi Mehmed'in Karaman Savaşı sırasında gözünün ağrıması üzerine Ankara'ya getirilen Şeyhî, padişahın gözünü tedavi etmiş, karşılığında kendisine birçok hediyeyle birlikte "Dokuzlar" köyü tımar verilmiş; ayrıca hükümdarın özel doktoru olarak görevlendirilmiştir. II. Murad'ın padişahlığı sırasında onu ziyaret için Edirne'ye gelen Şeyhî, ömrünün son yıllarını memleketinde geçirmiştir. Ölüm tarihinin 1431 olduğu sanılmaktadır.

ESERLERİ VE EDEBİ KİŞİLİĞİ

Şeyhî'nin elde bulunan üç eseri vardır. Bunlar Dîvân, Har-nâme ve Hüsrev ü Şîrîn'dir.

Dîvân: 1438 tarihinde istinsah edilmiş Millet Kütüphanesi, Ali Emiri kitapları arasında bulunan Şeyhî Dîvânı nüshası, Ali Nihad Tarlan'ın bir incelemesiyle birlikte Türk Dil Kurumu tarafından 1946 da tıpkıbasım olarak yayımlanmıştır. Dîvân'ın bu ta'lik harfli tıpkıbasımında, kimi bölümler harekeli, kimi bölümler harekesizdir. Dîvân'ın başında tevhid, na't ve kasideler bulunur. Şeyhî, Divan'ındaki kasidelere göre en çok II. Murad'ı övmüştür. Ayrıca, Şeyhî'nin Germiyanoğlu Yakup Bey'den çok ilgi gördüğü, ona sunduğu Dîvân'ında bulunan "Kerem Kasidesiyle", diğer kasidelerinden ve terci-i bend nazım şekliyle yazdığı methiyelerinden anlaşılır.

Hüsrev ü Şîrîn: Şeyhî'nin ünlü mesnevisi Hüsrev ü Şîrîn, Genceli Nizâmî'nin aynı adlı eserinin tercümesidir. II. Murad adına kaleme alınmıştır. Eser dindışı olup, Hüsrev'le Şîrîn arasındaki aşk hikâyesini anlatır. Beyit sayısı 6944'tür. Tezkirelerin birbirlerinden aktarma verdiği bilgiye göre Şeyhî, Hüsrev ü Şîrîn'i tamamlayamamış ve eser, yeğeni Cemâlî tarafından tamamlanmıştır. Oysa, bu bilgi doğru değildir. Şeyhî, eseri en trajik yerinde kesmiştir. Nizâmî'de konu daha uzun tutulmuştur. Ancak, Hüsrev ü Şîrîn'in sonunda Cemâlî'nin yazdığı bir zeyl bulunmaktadır. Mesnevi sonundaki Cemâlî'ye ait iki şiirden ibaret zeylin, mesneviyle ilgisi olmayıp, ilkinde Cemâlî, Şeyhî'nin ölümünden söz eder. İkincisindeyse II. Murad'ı över. Şeyhî'nin Hüsrev ü Şîrîn'inin Türk edebiyatındaki Hüsrev ü Şîrînler'in en başarılısı olduğu görüşü yaygındır. Gerek konunun işlenişi gerekse tahkiye ve tasvirler açısından eser çok başarılıdır. Mesnevi, döneminin başarılı bir edebi örneği olmasının yanı sıra 15 yüzyıl Türkçesinin özelliklerini gösteren arkaik yani eski kelimeler bakımından da zengin bir dil malzemesine sahiptir.

Har-nâme: Şeyhî'nin günümüzde en çok tanınan ve beğenilen mesnevisi Har-nâme'dir. 126 beyitlik Har-nâme özellikle bir hiciv eseri olarak ün kazanmıştır. Başarılı bir hiciv örneğidir. Mesnevide sosyal eşitlik konusu işlenir ve insanoğlu yaptığı işin değeri kadar refaha layıktır görüşü vurgulanır. Bir başka deyişle Har-nâme'de sosyal eşitsizlikler ince ve zarif bir şekilde yerilir. Şeyhî, mesnevi konusunu aslında Arapça bir atasözünün oluşturduğu; Mir (Emir) Hüseyn'in Zâdü'l-Müsâfirîn adlı eserindeki altı beyitlik bir kıtada geçen "kulak sahibi olmayı uman bir eşeğin kuyruğundan olması" ana fikrinden almıştır. Har-nâme'nin yazılış nedeni tezkirelerde iki ayrı şekilde anlatılır. İlkine göre; Şeyhî, Çelebi Mehmed'in gözünü tedavi ettiği için padişah kendisine; Tokuzlu köyünü tımar olarak vermiştir. Köyün eski sahipleri Şeyhî'yi köye sokmazlar, dövüp soyarlar. Şeyhî de bu olay üzerine Har-nâme'yi yazarak Çelebi Mehmed'e sunar. İkinci rivayete göre Şeyhî'yi beğenen II. Murad ona vezirlik vermek ister. Ancak, padişahın çevresindeki Şeyhî'yi sevmeyen, çekemeyen kişiler II. Murad'a Nizâmî'nin Hamse'si gibi 5 mesnevi ortaya koyduktan sonra kendisine böyle bir hediyenin verilmesinin uygun olacağını söylerler. Şeyhî bunun üzerine Hüsrev ü Şîrin'i tercümeye başlar. 1000 beyitini çevirerek Padişah'a sunar. Eser Hükümdarın beğenisini kazanır ve II. Murad, Şeyhî'ye hediyeler verir. Aldığı hediyelerle memleketine dönen şair, memleketine varamadan yolda hırsızlar tarafından soyulur. Şeyhî bunun üzerine Har-nâme'yi yazarak II. Murad'a gönderir. Ancak, bazı araştırmacılar Har-nâme'nin I. Mehmed'e sunulduğu görüşündedir. Bizce kaynaklarda verilen farklı iki yazılış nedeniyle yazmaların durumu dikkate alındığında, Har-nâme'nin önce I. Mehmed'e daha sonra da II. Murad'a sunulduğu anlaşılmaktadır.

Anadolu sahası Türk edebiyatının 15. yüzyılın ilk yarısında yaşamış en büyük şairi Şeyhî'dir. Tasavvufla ilgilenmiş olmasına rağmen mutasavvıf bir şair değildir. Ancak, şiirlerinde, özellikle gazellerinde tasavvufun düşünce ve mazmunlarından büyük ölçüde faydalanmıştır. Öte yandan Şeyhî, gerek Dîvân'ında yer alan manzumeleri, gerekse mesnevileri aracılığıyla zaman zaman lirizmin güzel örneklerini de vermiştir. Nitekim o, Anadolu sahası dindışı edebiyatının kurulmasında önemli rol oynamış, özellikle duygu derinliğiyle dikkat çeken şiirleriyle ün kazanmıştır. Ancak, Dîvân'ında yer alan gazel ve kasidelerinde İran edebiyatının ustalarından Selmân-ı Sâvecî ve Hâfız'ın etkisi olduğu kabul edilir. Şeyhî'nin edebiyat tarihçilerinin görüş birliği ettikleri en önemli yanı mesneviciliği yani mesnevi alanındaki başarısıdır. Örneğin, en güzel Hüsrev ü Şîrîrii onun yazdığını pek çok tezkire yazan belirtir. Har-nâme ise Türk hiciv ve mizah edebiyatının önde gelen eserlerindendir. Eski kaynakların kendisinden "şeyhü'ş-şu'ara", "serdar-ı şu'ara", "hüsrev-i şu'ara" olarak söz ettikleri Şeyhî, gerek kendi çağdaşı gerekse daha sonra yaşamış şairler üzerinde etkili olmuştur.

Page 6 of 9

reklam-veriniz

teog turkce

lys-edebiyat-testleri-2

ygs-turkce-testleri

YUKARI