Tasavvuf (Tekke) Edebiyatı Özel

İlk olarak XII. yüzyılda Hoca Ahmet Yesevi'nin Divan-ı Hikmet adlı yapıtında karşı­mıza çıkan ve tasavvuf olarak adlandırılan kimi dinsel görüş ve yorumlar, XIII. yüz­yıldan sonra Anadolu'da, özellikle halk edebiyatı içinde sistemli bir öğreti hâline ge­lir ve tekke edebiyatı adı altında etkili olmayı sürdürür.

Tasavvufa göre, Allah birdir, eşi ve bezeri yoktur; yani vahdet-i vücut ya da başka bir ifadeyle vücud u mutla’tır, kainattaki bütün varlıkların varlık nedenidir. Dolayısıy­la da Tanrı dışındaki her şey önemsizdir, geçicidir. Bunlar ancak, masiva adı veri­len çokluk âlemini oluşturur. Allah aynı zamanda bütün güzelliklerin kaynağıdır, ya­ni mutlak güzellik olarak da düşünebileceğimiz hüsn ü mutlaktır. Tanrı bu güzelliği­ni bir aynada görmek istemiş ve kainatı yaratmıştır. Kendi güzelliğini yarattıklarına dağıtarak soyutken somutlaşmış, görünürlük kazanmıştır. Yani tecelli etmiştir. Bunu da en güzel taraflarını insana vererek gerçekleştirmiştir. Bu yüzden de insanın Allah’ı uzaklarda aramasına gerek yoktur. Allah, her yerde ve her şeydedir, en çok da insanın kendisindedir. insanın amacı da içini Allah sevgisiyle doldurarak varlık ne­deni olan Allah'a yaklaşmak, onun katına çıkmak olmalıdır, insan bunu ancak, insan-ı kamil (olgun insan) olmakla, yani kendisini, Allah’ın insanda olmasını arzu­ladığı erdemlerle donatarak gerçekleştirebilir.

Tarikat, yollar anlamına gelen bir kavramdır ve Anadolu'da zaman içinde birçok ta­rikat ortaya çıkmıştır. Hepsinin amacı da insanı, insan-ı kamil hâle getirmektir. Ama her tarikatın bu amaçla insanlara gösterdiği yol (tarik) farklıdır, izlenen en genel yol ise dünya nimetlerinden ve zevklerinden vazgeçerek, yani nefsini körelterek varlı­ğını Allah'a adamak ve bu yolda Çileçekmektir. Buna tekke edebiyatında fenafillah denir.

Tarikat önderleri, kendi düşüncelerini yaymak amacıyla tekke ya da dergâh dedik­leri okullar oluşturmuşlar ve bunları zaman içinde yurdun dört bir tarafına yaymaya çalışmışlardır. Onlara göre, insan-ı kâmil olmak isteyen insanın önce kendisini bir tarikata adaması, mürit (öğrenci) olarak girdiği tarikatta aşama aşama (mertebe mertebe) yükselmesi gerekir. Farklı tarikatlara göre bu mertebeler pir, şeyh. şıh, şah, kerim, sufi, abdal, evliya, derviş gibi kavramlarla dile getirilmiştir.

Tekke edebiyatında belli duygu ve düşünceler hemen hemen bütün şairlerin ortak­laşa kullandıkları kavramlarla dile getirilmiştir. Örneğin tasavvuf şiirlerinde Allah'tan maşuk, tekke ve dergahlardan meyhane kavramlarıyla söz edilmiş; müritler, gerçek bir meyhanede müşterilere içki sunan sakilere benzetilmişime kavramıyla da nef­si öldürerek varlığını Allah'a adamak (fenafillah) için çekilen sıkıntılar anlatılmak is­tenmiştir.

Mutasavvıf olarak da adlandırılan tekke şairleri, kendilerini, halk edebiyatının âşık adı verilen saz şairleri gibi gördüklerinden, düz yazı ile fazla ilgilenmemiş ve ağırlı­ğı manzum ürünlere vermişlerdir. Şiirlerinde hece ölçüsünü ve dörtlük nazım birimi­ni kullanmışlar; genellikle koşma nazım biçiminin özelliklerini taşıyan şiirlerini hik­met, ilahi, nefes, deme, deyiş, şathiye, devriye, nutuk gibi tür adlarıyla anmışlardır. Ancak divan edebiyatı geleneğine özenerek aruzu ve beyit nazım birimini kullanan; gazel, kaside, mesnevi, naat, münacat, tevhit gibi divan edebiyatı nazım biçim ve türleriyle ürünler veren tekke şairleri de çok olmuştur.

Tekke şairleri, tasavvuf düşüncesinin gerekli kıldığı terimler dışında Arapça ve Fars­ça sözcük pek kullanmamışlardır. Halka halk diliyle seslenmeyi; şiirlerini olabildiğin­ce arı bir dille ve yalın anlatımla söylemeyi tercih etmişlerdir. Bu yüzden de tekke edebiyatı, dil ve anlatım yönünden divan edebiyatından çok, âşık tarzı halk edebi­yatına yakındır.

NOT: Ancak, bu özelliklerin dışında kalan; eserlerini anız ölçüsüyle ve divan edebiyatı diliyle, hatta tamamıyla Arapça-Farsça yazan mutasavvıflar da vardır. Örneğin Mevlana, Anadolu'da yetişen ilk ve en büyük Türk mutasavvıfı olduğu hâlde eserlerini Farsça yazmıştır. Şeyh Galip, divan tarzında eser verdiği için tekke ede­biyatı çerçevesinde düşünülmez, divan edebiyatı mensubu sayılır.

YUKARI