Türk edebiyatının en karanlık dönemidir ve yukarıda sözünü ettiğimiz "Destan Dönemi"ni de içine alır. Türklerin tarih sahnesine çıkmalarıyla başlayan bu dönem, is­lamiyet'in kabul edilmesine kadar yaratılan sözlü ürünlerin hepsini kapsar.

Türkler, yerleşik yaşama çok geç geçen bir ulustur. İslamiyet'i kabul et­meye başladıkları yıllara (IX. yüzyıl) kadar hep göçeçebe bir yaşam sürmüşlerdir. Ge­nellikle hayvancılık, avcılık ve akıncılık yaparak hayvanlarının peşinde, at sırtında bir otlaktan diğerine göçmüşlerdir. Boylar hâlinde ve çadırlarda yaşamış; az çok gelişmiş bir yazı dilleri olsa da, göçebe yaşamları nedeniyle yazı dilini kullanma ge­reği pek duymamışlardır. Dolayısıyla, genellikle Şamanist ve Maniheist inanışlara sahip bu boylarda edebiyat daha çok, sözlü bir gelenek içinde gelişme göstermiş­tir.

S özlü edebiyatımızın genel özellikleri:

  • Biçim ve içerik yönünden ulusal özellikler ağır basar.
  • Döneme özgüürünlerin çoğu günümüze ulaşmamıştır.
  • Günümüze ulaşabilen ürünlerin hemen hepsinde katışıksız bir Türkçe görülür.
  • Bütün ürünlerde yalın ve içten bir anlatım egemendir.
  • Ürünlerin hepsinde dörtlük nazım birimi ve ulusal ölçümüz hece kullanılmıştır.
  • Sözlü gelenekte yaratılıp dilden dile aktarılarak yaşatılan ürünlerden oluşur.
  • Ürünlerin hiçbirinin belli bir sahibi yoktur; hepsi toplumun ortak yaratışıdır, ya­ni anonimdir.

Başka ulusların edebiyatları gibi, Türk edebiyatı da birtakım sosyal ve dini etkinliklerden doğmuştur. İslamiyet'in kabul edilmesinden önceki dönemlere özgü Türk ge­leneğinde üçönemli sosyal ve dinsel etkinlik vardır: sığır, şölen, yuğ . Bunlardan sı­ğır, bir bakıma av partileri; şölen, kurban ve ziyafet şenlikleri; yuğ  da cenaze tören­leridir ve sözlüürünlerin ortaya çıkmasında bu etkinliklerin önemi büyüktür. Çünkü boylara göre kam, kaman, baksı, oyun, şaman, ozan  gibi adlar alan ve hekimlik, büyü, danışmanlık gibi görevleri de bulunduğu için toplumda saygın bir yerleri bulunan şairler, yaratılarını daha çok bu etkinliklerde ortaya koymuşlardır. Kopuz adı verilen bir sazın eşliğinde doğaçlama yaparak söyledikleri koşuklarla, sagularla dönemin en önemli sözlüürünlerini yaratmışlardır.

Ko şuklar , daha çok aşk doğa, yiğitlik üzerine söylenmiş lirik şiirlerdir.

Sagularda ise, ölenin ardından duyulan üzüntülerin, yaptığı işlerin ve yiğitliklerinin ön plana çıkarıldığı görülür. Bu yüzden de koşukların sığır ve şölenlerde,  saguların da yuğ adı verilen cenaze törenlerinde söylenen şiirler olduğu düşünülmelidir.

Göçebe bozkır yaşamının bütün tipik özelliklerini yansıtan koşuklar , genel olarak, İslamiyet'in kabulünden sonraki edebiyatımızda yaygın bir biçimde kullanılan koşma nazım biçiminin; sagular da koşma nazım biçiminin bir türü olan ağıtların ilk bi­çimleridir. Bu ürünlerin pek çoğu halk ağzından derlenip yazıya geçirilmediği için bugüne ulaşamamıştır.

Dönemin diğer sözlü ürünleri ise bugün atasözü olarak adlandırdığımız savlardır. Savlar, atalarımızın deneyimlerinden, yaptıkları uzun gözlemlerden hareketle söy­ledikleri; bir öğüdü, yaşam gerçeğini vb. dile getiren; az çok şiir değeri taşıyan, kısa ve özlü sözlerdir. Bunlar, atalarımızın gelenek ve göreneklerinden, törelerinden, yaşama biçiminden ve bakışından izler de taşımaları nedeniyle önemli edebiyat ve folklor ürünleridir. Bunlardan ufak ses değişiklikleriyle günümüze kadar ulaşanlar çoktur.

Yorum ekle

Güvenlik kodu
Yenile

reklam-veriniz

teog turkce

lys-edebiyat-testleri-2

ygs-turkce-testleri

YUKARI